2. beyazıd 2. mahmut 4. murat abartmak abbas abdulhak hamid adalet ahmak Ahmet Haşim akıl Akrebin Şifresi anlayış anlaşmazlık aruz asker askeri harcamalar at bakıcısı Atatürk ateist ateizm Ausubel ayva Azerbaycan aşık aşık dertli bahane Baki bana dair Bandura bağdat başörtüsü Bediüzzaman ben eskiden benlik berber beyhude bilimsel birşeylere dair biz eskiden bol keseden atmak Brütüs Bu Millet Ne zaman Kurtulur? Bu Ülke cahil cahit sıtkı cami avlusu cehil cellat Cemil Meriç cüz dante Darıca darvin denemeler deniz denize düşen derbeder deregözü derviş Devlet-i Ali din divan edebiyatı diyanet dizi doktor Dolmabahçe sarayı doğum günü Dr. Rıza Nur edebiyata dair ego ehlibeyit ehlibeyt elifba cüzü emin enaniyet erkekler Ermeni etimoloji evlilik yıldönümü eğitim eşek Faruk Nafız fasulye gibi kendini nimetten saymak Fatih koleji Fatih Sultan Mehmet Felsefe foto gazel genç osman gerici geyik Geyik Muhabbeti gezici giresun girit gramer görele gülbahar hatun hacı murat hakikat Han Duvarları haneci har har vurup harman savurmak harname hasan can hata Hayat ve Hatıratım haşhaş hediye hodbin hotin hünkar iskelesi id ilahi komedya İlmin mertebeleri İmam Gazali inanan infaz ispanya istanbul isyanlar itaat italya itikad Itri Ivan Pavlov izan içki içmek John Locke kadeh kadı kadın kadınlar kahve kahvenin memleketi Kalbimin bir köşesi kanıtsal katip kavalalı kelete kendin pişir kendin ye kibar komik yazı konuşmak kuman kıpçakları kuru fasulye köfte köftehor. nal çivisi köylü küfür küresel laf-ü güzaf laiklik latif lehistan Lemalar Lozan Antlaşması makam mansıp materyalizm maymun mağara adamı mağara resimleri mehmet ali paşa mehteran memleket memleket meselesi merkep merzifonlu kara mustafa metafizik mey meyhaneci mısır seferi Montaigne mora muhabbet müftü müslüman nabi namaz nankör ne var ne yok Necip Fazıl nedim Nef'i nefis Nietzsche oedipus kompleksi ordu-yu hümayun Orhan Veli ortaoyunu osman-ı sani osmanlı osmanlı devleti Osmanlı ruhu osmanlıca otuzbeş yaş otuziki farz peygamberimiz psikanaliz radyo refah Reşat Nuri ritüel ruh rus ruslar ruz-i mahşer safsata sarhoş saz seküler sekülerizm selam filmi seng Sevan Nişanyan seyis Seyit Al seyyah sezar sıbyan sigmund freud Sonbahar sultan ahmet camii suçlu süperego tahayyül tahir tandır tanrı tapanu mecit tasavvur tatil taş devri televizyon telli saz teori tez tolstoy toplumsal Topçu Kışlası trabzon türk kahvesi türkiye türkçe ucuz umursamaz vaaz vaiz vakfıkebir varlık vesair vicdan vıdı vıdı viyana yanlış yaratılış Yavuz Sultan Selim yedikule yemen yeni yıl yeniçeri yılan yobaz yolun yarısı zahir zeki zenci Ziya Paşa çanakçı çay çelişki çepni çilingir sofrası çok güzel hareketler ölüm Ömer Seyfettin özdemir paşa özgürlük öğrenme öğrenme psikolojisi üç köfte 25 kuruş şah ismail şair Şeyh Edebali şeyh galip şeyh samil şiir şirin şirpençe

Atatürk'ün doktoru Doktor Rıza Nur'un hatıralarında bütün tafsilatlarıyla anlatır Lozan'ı. Kitabı uzun yıllar önce okumuştum. Tam olarak hatırlamamakla beraber kıtabın adı 'Hayat ve Hatıratım' olmalı.
Birçok defa toplatılmış bir kitaptır. Sıradışı şeylerden bahseder. Bu yüzden olsa gerek, yazar hatıratının ölümünden sonra yayımlamasını ister.

Rıza Nur Sinopludur. Lozan Antlaşmasında yetkili üç şahıstan biridir. Kendi tabiriyle "İsmet Fransızca bilmediğinden" bütün müzakereler Rıza Nur vasıyasıyla yapılmıştır.

Milliyetçidir. İsmet İnönü'yü sevmez. 'Bu adam Kürttür, baştan bilseydim onunla yola çıkmazdım' der.

Kendisi Lozan'da Musul, Kerkük, Batum gibi yerlerin alınabileceğini savunarak 'İsmet korkak adamın tekiydi, İngilizlerin blöflerinden çok korkuyordu' der. 'İsmet harici dil bilmediğinden salonda boş boş oturuyordu' babında şeyler söyler.

Hayat ve Hatıratım'da sadece Lozan'ın resmi yönünden bahsetmez. Nerde nasıl kaldıklarını ve akşamları nasıl eğlendikleri de anlatır. 'Yahya Kemal bu taraflardaymış, ziyaretimize geldi. Felekten bir gece çaldık' tarzı detaylara yer verir.

Hatta daha da teferruata girerek 'Müzakereler bazen sıkıcı oluyordu. Bir ara bir baktım bizim katip Hasan (Hasan olmalı, öyle hatırlıyorum) burnunu karıştırıyor. Garp medeniyetinin göbeğinde milletimizi ne kadar kötü temsil ettiğini düşünerek Hasan'ı dürttüm. O da burnunu karıştırmaktan vazgeçti. Kafamı kaldırdım bir gören var mı diye. Birde baktım ki Avusturya temsilcisi bütün aşk, şevk ve gayretiyle burnunu karıştırıyor. Elde ettiği nevaleyi de işaret parmağı ile başparmağı arasında bir müddet yuvarlayıp sonra da salonun ortasına doğru havan mermisi gibi fırlatıyor.'

Kitabı okuyalı çok uzun yıllar oldu. O yüzden hadiseleri aklımda kaldığı kadarıyla kendi cümlelerimle yazdım. Herkese tavsiye edebileceğim güzel bir kitap ama şu anda piyasada var mı yok mu bilmiyorum.

Yorum Gönder

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Powered by Blogger.